İran - 3
Orta yaşlı garson, önümüze sabah kahvaltısı tepsisini bıraktığında; "Ağa,Tebriz"i sövdüün?"dedi. Kanım donmuştu adeta Ahaa.. sabah sabah, al sana bir provokatör. Bizdekiler gibi.dedim içimden. Sinirlendim. Telaşla ve titrek bir sesle,
-Ne sövmesi be adam, Tebriz"i niye söveyim ki? Dedim sinirli, sinirli.
-Ağa Sövmediin Tebriz"i?
-Yok, yok sövmedim, Vallahi sövmedim, billahi sövmedim, niye söveyim ki? Sabah, sabah bunu nereden uydurdun. Kardeşim sen bela mısın?
Karşımda oturup kahvaltısına sakin sakin devam eden arkadaşım Selim Bey, yüzüme alaylı alaylı bakıp kıs kıs gülüyordu. İçimden ona da sinirleniyordum. Provokatör garson ayrılmıyor, dikilmiş tepemize;
-Ağa bizi sövmedinse ne işiz var burada?
-Yahuu kardeşim vallahi de, billahi de Tebriz"i de sövmedim, sizi de sövmedim işte. Niye söveyim ki? Bu iftirayı nereden uyduruyorsun?
Adam kıpkırmızı kesildi. İçimden adamın gırtlağına sarılmak geliyor çünkü yan masadan bizi duyanlar alaylı alaylı bize bakıyorlar. Karşımda kıs kıs gülerek bizi izleyen arkadaşım Selim Bey, "Susun ikinizde birbirinizi anlayamıyorsunuz." Dedi. Şaşkındım, Niye anlayamayacakmışım adam resmen provoke ediyor bizi, ben niçin Tebriz"i ve İranlı kardeşlerimi söveyim ki? Aksine sevmesem niye burada olayım ki?
Bizimkisi, Sövüyorsun sövüyorsun, niye sövmeyesin ki dedi yine. Yahu ağabey sen de çıldırmışsındedim arkadaşıma. O kahkahayı bastı, Seviyorsun, seviyorsun sevmesen burada olmazsın, biliyoruz. Çünkü Tebrizli Azeriler SEVME kelimesini SÖVME diye kullanıyorlar.
Bu kez garson bizi şaşkınlıkla izliyordu. İnanamamıştım olanlara, biraz rahatlamıştım ama hala tereddütlüydüm, gayri ihtiyari garsona dönerek, Sövdüm vallahi. Hem Tebriz"i sövdüm hem sizi çok sövdüm. dedim.
Garsonun yüzü güldü:
- Hoş gelıpsız, ahıri bizde sizi çoh çoh sövürük daa. İki elinin şahadet parmağını birleştirip birbirine sürterek, gardaşık gardaş. Gardaşlar birbirini sövmeli.
Hani ön yargılıyım ya İran için. Öyle de gitmişim ya oraya ikinci gidişimizde başıma gelmişti böyle bir diyalog.
* * *
Gurupla gittiğimizde de bir ayakkabıcı dükkanındayız. Dört beş kişiyiz, arkadaşlarımızdan biri bayan ayakkabıları ile ilgileniyor, mağaza sahibi her İranlı gibi çok kibar ve nazik. İlgileniyor bizimle, arkadaşımız beğenimde biraz tereddütlü, mağaza sahibi ise yardımcı olmağa çalışıyor. Arkadaşımıza: Sen hanımın kıçının numarasını söyle, men yardımcı olayım.dedi. Arkadaşımız kıpkırmızı, biz buz kesildik, hepimiz birbirimize baktık, herkesin yüzü asıldı, yine bilen arkadaşımız Selim bey hemen atıldı:
Ayak, ayak numarasını soruyor. Azeriler ayağa KIÇ diyorlar.
Gülme gelmişti içimden ama kendimi zor tutmuştum. Mağazadan hiçbir şey almadan çıkmış ve bir müddet hiç konuşmadan kaldırımda yürümüştük.
* * *
Hanımla birlikte gittiğimizde de hanımın akrabalarında kaldığımız ilk gece ev sahipleri nedense hanımın beyaz saçlarına hep taktılar ve ısrarla da, Êmme gel saçlarına kara çalalım.(-Hala saçlarını siyaha boyayalım) diye dayatıp durdular, biz de böyle bir şeye alışık olmadığımız için ısrarlarını iltifat kabul ettik. Fakat evdeki 70"lik ve 80"lik kadınların da kömür gibi simsiyah saçları da dikkatimizden kaçmamıştı. Ama bir kaç gün sonra Tebriz de Derya otelinden çarşıya çıkmak için bindiğimiz taksi şoförünün dikiz aynasından hanıma dikkatle baktığını fark etmiştik ki şoförde dayanamayıp hanıma, Hanım, hanım(beni gösterek) Bu ağandııır? (Hanım bu senin eşin midir?)
Hanım;
-Belê gardaş bu menim 40 yıllık ağamdır. (Evet kardeş bu benim 40 yıllık eşimdir.)
-Allah bir yastıkta gocaltsın ama bak ağan yahşi kişidir, yeke kişidir, saçlaran niye kara çalmirsen. (-Allah bir yastıkta kocaltsın ama bak eşin yakışıklı ve değerli biridir, sen saçlarını niye siyaha boyamıyorsun?)
- Gardaş men de gocalmişam ağam da, ikimizin de saçları ağarıp, Allah öyle istemiş. Biz niçin kara çalalım Allah"ın ağarttığı saçlara ki. (Kardeş bende yaşlanmışım eşimde, ikimizin de saçları ağarmış, Allah öyle istemiş, Allah"ın ağarttığı saçları biz niye siyaha boyayalım ki?)
-Olsun olsun, hege ağanı söviyorsan, saçların kara olmalı. (Olsun olsun eşini seviyorsan saçların siyah olmalı)
Gülüşmüştük hanımla, mevzuyu değiştirmiştik.
Tebriz çarşısında gezerken hanımın gri-beyaz saçları herkesin dikkatini çekmiş olacak ki bir ÜNLÜYE baktıkları gibi, bilhassa kadınlar bize bakıp bakıp gülüşüyorlardı. Hanımla biz de şakalaşıyorduk.
Ben hanıma, Hanım anlaşıldı ki sen beni hiç sevmiyorsun. Eğer azıcık sevseydin saçlarını kahverengine, daha fazla sevseydin saçlarını kapkaraya boyardıngibi laflarla takılıyorduk birbirimize.
İnanır mısınız dikkat ettik beyaz saçlı bir bayana rastlayamadık çarşılarda. Böylece siyah saç boyasının değerli olduğunu anladık. Şimdi hanım gelen gidenle İran"daki akrabalarına (ucuz olduğu için de)bol bol hediyelik siyah saç boyası gönderiyor. İnanın onlar da çok seviniyorlar.
* * *
Tahrandaki ünlü kapalı çarşıda gezerken, bir halı mağazasının arka duvarında benim yıllar önce Hakkari"nin bir köyünde çektiğim KÖY YAŞANTISI bir fotoğrafımın halıya resimlendiğini görünce bir çocuk gibi sevinip heyecanla içeri girip fotoğrafın bana ait olduğunu söylemiştim.
Mağaza sahibi alaylı, alaylı, Olsın PEH, PEH, PEH olsın demişti.
Bu deyiş bizim buralarda, (üfür,desteksiz at,palavracı)anlamında olduğu için çok zoruma gitmişti, içerlemiştim. Bir müddet sonra Tahran"a bir daha gitme fırsatım olmuştu, ben o fotoğrafımın, DİA"sını ve ayrıca birkaç güzel fotoğraflarımdan da yanıma alarak o halıcıya uğramış ve, Ağa bak sen PEH, PEH demiştin bana ama bak bu fotoğrafımın diası, bu da kartpostalı, aha arkasında da ismim yazılı. demiştim.
Adamcağız mahcup mahcup anlamamazlıktan gelip beni hatırlamıyormuş gibi yapıp büyük ilgi göstermişti kibarca. Ben de ona birkaç fotoğrafımı hediye etmiş ve bu kez dükkânından rahatlamış bir şekilde çıkmıştım. Henüz bir daha oraya uğramak nasip olmadı.
Bizim basın ve medyamızın nedense beğenmediği her fırsatta da YOBAZ ve GERİCİ diye bize lanse etmeye çalıştığı komşu ve kardeş İran"daki Azerbeycan"da bir Azeri, anadili Azerice ile, Kürdistan"da bir Kürt anadili olan Kürtçe ile rahat rahat konuşabiliyor. Hatta bir Ermeni kilisesinde bir Zerduşt, kutsal saydığı tepesinde ateş yakıp ibadetini yapabiliyor rahat rahat. Hatta bu insanlar, göğüslerindeki kolyelerinde, evlerinin duvarlarında dükkanlarının tabelalarında, araçlarının üstünde kutsal saydıkları sembollerini bulundurabiliyorlar.
Bizi yönetenlerin ve tabiî ki onların sesi medyamızın yıllarca Bulgarları, Yunanları ve Ermenileri Haa bak geliyorlar haa.. dercesine dile dolayıp her fırsatta öcü gibi halkımızın önüne koyduklarını ve neden sonrada Amerika baba istediği için de İran"ı da Mollalar, yobazlar ve gericiler ülkesi gibi gösterme çabaları az da olsa gayesine ulaşmış görünmektedir. Bu etkilerle güzelim komşumuza hep sırtımızı çevirdik bu güne kadar.
Değerli okurlarım O koca İran"ı sayfalara sığdırmak çok zor. Ben sadece parklarından bahçelerine gizemli mimari yapısından İranlının sanat anlayışına birkaç satırla da olsa bile değinmek istedim.
Yemeğinden ulaşımına kadar ucuz bir ülke. Gezdim gördüm bunu sizinle de paylaşmak istedim. Motosiklet deryası Tahrandan söz etmedim dikkat ederseniz. Çok kalabalık bir kent, insanın başını döndürüyor. Hiç mi eksisi yok diyeceksiniz, İran"ın. Elbette ki var. Mesela ben oldum olası gök gürültüsü ve uçağa binmekten çok korkarım. İran"da da zorunlu olarak birkaç kez Rus yapısı eski uçalarla uçtuk, ininceye kadar bildiğim duaların hepsini peş peşe ve defalarca sıraladım desem yeridir. Yemek kültürü bizim gibi değil lokantalarda genelde nefis sedri pirinci üstünde kebap veya tavuk etini (yani pilav üstü) günde iki öğün yemekle karşı karşıyasınız, sulu yemek olarak lokantalarda AVGOŞT dedikleri ve bizim bildiğimiz etli nohuttan başka bir yemek bulamazsınız. Tüm İran"ı gezseniz bizdeki gibi lüks bir benzin istasyonu bulamayacağınız gibi bizdeki şehirlerarası mola yerlerindeki gibi lüks restoran ve lokantalara az rastlayabilirsiniz. Ama ben Türkiye"de aldığım bir litre MAZOT"un parası ile 60 litrelik depomu dolduruyor, birkaç kuruşta artıyordu desem inanır mısınız?
Klasik bir İran (Acem) halısı. Dünyadaki tüm el dokuması halıların yüzde kırkının İran"da dokunduğunu söylesem inanır mısınız bilmem. Ben ekonomist değilim ama öteden beri iyi bir fotoğrafçı olduğum söylenir ve iyi bir gözümün olduğunu biliyorum. İran"da her kentteki pazarlarda gördüğüm kadarıyla İran yalnız petrolü ile zengin değildir. Onurlu ve üretici İran halkının gerek dokudukları gerekse el sanatları ile ürettikleriyle ülkelerine kazandırdıkları meblağ petrolden önde olmasa da (ki önde olabileceği kanaati var bende) hemen petrolden sonra geliyordur. Yani petrolü olmasa da İran ürettikleri ile de her zaman ayakta kalabilir.
Tipik bir KAŞAN halısı. İran"da bölgelerdeki dokuma tarzı ve renk hakimiyetleri birbirinden aydır. Mesela Tebriz bölgesinde beyaz hakimiyetli halılar dokunurken, Hoy ve Urmiye bölgesindeki halıların dokuması ise küçük küçük motiflerden oluşan koyu renklerle dokunur.
Hoy yöresinde koyu renklerle dokunan değerli bir halı. İran"da her kilim ve Halı dokunduğu bölgenin adı ile bilinir. Tebriz, Kum, Hoy, Kaşan, Erdebil, Bahtiyari, Beluc, Sıne, Koçan, Sumak ve Bıjar dokumaları gibi. İran"daki üniversitelerde Halı teknisyenleri ve halı mühendislikleri bölümlerinin olduğunu öğrendim. Buradan mezun olanların devlet memuru gibi çeşitli kentlere atandığını söylediler.
Hele hele İpek Acem halılarını görüp de iç geçirmemek elde değil inanın. Hani üretim safhasına da değinmeden geçemiyeceğim. Yeterince İpeğini de İran"ın kendisi üretiyor. Bir kilo ham ipeğin kilosunun 70-80 lira ve üç dört kilo ipek işlenip halı haline getirildiğinde ise bu halının 8-10 bin liraya satıldığını söylesem İran halkının çalışkanlığını inkar edebilir miyiz? Hemen hemen her evde bir tezgah vardır, memuru işçisi çiftçisi akşam eve geldiğinde çoluk çocuğu ile hem çayını yudumluyor hem birkaç sıra ilmik atıyor, birkaç ay sonra da bunu iyi bir fiyata satabiliyor.
Orta boyutta bir Tebriz halısı 4-5 bin liraya alabilirsiniz. Tebriz halıları genellikle beyaz zemin üzerine işlenen dallı ve çiçekli desenlerden oluşur.
En küçük bir kasabasında bile kasaba ve köylerinde üretilen halıların pazarlanması için bir halı pazarına rastlamanız mümkündür. Dünyanın en eski halısı da, dünyada el dokuması halılar da söz sahibi olan bu ülkeye aittir. PAZİRİK ismi ile bilinen bu halı 1939 yılında Rusya"nın Pazirik bölgelinde bulunmuş, bu yüzden PAZİRİK adıyla adlandırılmıştır. Halıyı bulan Rus bilim adamı RODENKO bu konuda yazdığı kitapta halının İran"a ait olduğunu ve milattan önce 5.yy da dokunduğunu yazmaktadır. Halının üzerindeki nakışlarla Persepolis teki nakışlarla aynı olması ve PERS imparatorluğuna ait işaretlerin halı üzerinde bulunması halının İran"a ait olduğunu kesinleştirmiştir. Bu halı Rusya"daki müzelerde korunmaktadır.
Tabi ben birkaç kez gittim İran"a ama hep sıcak günlerde. Bu günlerde hergün öğlen yemeğinden sonra, çarşılarda incin top oynadığı için biz şaşkındık sonradan öğrendik ki herkes ama herkes esnafı tüccarı iş yerinin kapılarını bile açık bırakarak öğlen uykusuna yatıyorlar. İşte bu altıncılar çarşısında bizden başka kimse yok dükkanların bir kısmı da açık ama giren çıkan yok tabi.
Tebriz çarşısındaki bir araba hamalı da eve gitmeğe üşenmiş olacak ki biz yanından kaç kez geçtik bilmiyorum o böylece birkaç saat uyudu arabasının üzerinde.
Böyle manzaralara İran"da her yerde rastlayabilirsiniz. Aile almış yemeğini gelmiş ağaçların gölgelediği yola sermiş sofrasını rahat rahat öğlen yemeğini yiyebiliyor her aile. Kermanşahlı bu aileden izin alarak onları fotoğrafladım. Tabi yediklerinden bana da zorla tattırdılar ve büyük ilgi gösterdiler. Evlerine de buyur ettiler ama gidemedim tabi
Yine yaz aylarında her yeşillikte her ağaç altında hatta refujler de böyle manzaralara rastlayabilirsiniz. Tüccar esnaf veya memur aile çadırını kuruyor bir ağacın altına, yatağından ihtiyacı olan eşyalara kadar her şeyi çadırın içindedir, kilitsiz anahtarsız. Akşam olduğunda da ailesi ile çadırına gelir bazen çadırın içinde bazen da dışındaki uyku tulumlarında uyumaktadırlar. Ben de uzun yıllar tatilimi hep dağlarda yaylalarda böyle küçük çadırlarda geçirdiğim için keşke mümkün olsa da Adana"da, Urfa"da, Antep"te, Trabzon"da, Erzurum"da, Van"da veya Hakkari"deki bir parkta böyle bir çadırda yalınız başıma da olsa dinlenebilseydim, diye geçirirdim içimden.
Gümüş işleme sedef kakma sanatı ala bildiğine ileri durumda. Gerçi bu parçaları artık Türkiye"nin de her kentinde bulabilirsiniz ama kalitelisini ve ucuzunu yerinde alabilirsiniz.
Çeşit bolluğundan hangisini tercih etmekte zorlanırsınız. Beğenerek aldığınız bir şeyin daha iyisine bir sokak ötede rastladığınızda acele ettiğinizi anlıyorsunuz ancak.
Bir vitrinde gümüş kakmalı vazolar. Hemen hemen her kentte halıcılık, kilimcilik gümüşçülük, nakkaşlık, kakmacılık, çinicilik, çömlekçilik, kalemzeni, maden üstüne resim, altın işlemeli kumaş dokumacılığı, kumaş ve beze baskı işleri bir gelenek halini almış.
Tahta oymacılığının envai çeşidini hatta doğal renkli ince tahtalardan oluşan çok güzel tablolar bulabilirsiniz.
Çocuklara bir şeyler alalım dediğimizde çeşitler karşısında hangisini alacağımızı şaşırıyorduk.
Mimarisi bizim mimariye benzemiyor. Bizdeki gibi cami bolluğundan ziyade, camilerinin her biri bir sanat şaheseri.
Kimisi mavi renk hakimiyetli çinilerden kimisi ise yeşil renklerden oluşan çinilerle süslü camilerin biri diğerine benzemiyor.
Tebriz de üç şerefeli renkli tuğlalardan oluşan iki minareli bir cami.
Şu güzelliğin karşısında insanın gözleri kamaşıyor adeta.Ama bizde de olduğu gibi bir fotoğrafçıyı kahreden düzensiz kablolara burada da sık sık rastladım.
İran çok eski toprak. Topraklarının tamamı tuğlaya elverişli, eeh adamlarda her hali ile toprağı işlemekte hünermendler. Tuğlalarla örülü bu dış duvarı kaç dakika izledim bilmiyorum.
Sadece tuğlalarla örülerek süslenmiş büyük bir kubbe.
Araba ile geçtiğimiz cadde ve sokaklarda tuğlalarla bezenmiş bahçe duvarlarına her yerde rastlıyorduk.
Baharatçılardan uzun uzun yazmayacağım ama iyi bir safran aradığınızda İran"da muhakkak bulabileceğinizi salık verebilirim.
Duvar resimleri ve süslemeleri halk arasında da revaçta fakir bir evde de bir iki tabloya rastlayabilirsiniz.
Böyle içimin cız ettiği kaç resme rastladım bilmiyorum. Kapı ve dolaplar üzerine halk ressamlarının işlediği resimler ilgimi çok çekmişti.
Duvar kâğıdı değil halk ressamının fırçasından çıkma bir duvar.
Zendjan Kentini gezerken adeta dünyanın bütün bıçak ve makasları burada diyorusunuz. Almanya"nın Solingen kentine rakip adeta, maskotundan tutun satırına kılıcına kadar, her şekil ve tipte kesici bıçaklar ve makaslar burada imal ediliyor. Şehir bir imalathane gibi.
İsfahan"da NAKŞI CİHAN meydanı
O dünya devi gibi İran halı pazarında dükkanın birinde yıllar önce Hakkari"nin bir köyünde çektiğim bir fotoğrafımın halıya işlendiğini görünce çok sevinmiştim. Ama artık birçok fotoğrafım işleniyor. Duydum.
Sayın Enver Özkahraman İranla ilgili toplam 3 yazınızıda zevkle okudum.Çok beğendim,teşekkür ederim.Ancak,özür dileyerek bır şey söyleyeceğim dil konusunda yazdıklarınız biraz abartılı.İranın resmi dili farsça olup halkın resmi daire ve okullarda konuştuğu dil farsçadır.Eğer İstanbula geldiğinizde misafirim olursanız size evimin olduğu Bakırköyde Ermeni,Rum ve Katolik kiliselereinin faal halde olduğunu bu vatandaşlarımızın rahatça dillerini konuştuklarını görürsünüz,Bu arada kürt asıllı vatandaşlarımızın çalıştığı inşaatlarda ve gittikleri umumi yerlerde şarkı söyleyip,kürtçe konuştukları bir vakıadır.Kimse ne yapıyorsunuz demez,İstanbul dışında yaşadığım Avşa adasında 80 hane Van Erçiş ve ağrılı kürt vatandaşlarımız ev sahibi olup kışın inşaatlarda çalışıp yazın pnsiyon,otelcilik ve esnaflık yapmaktadırlar.Ha şurada burada olan hadiseler yine Güneydoğudaki PKK olaylarından kaynaklanmaktadır.Size sonsuz saygılar dilerim.
Yanıtla (0) (0)Değerli Kardeşim,
Yanıtla (0) (0)İranın iyi yanını tavsir etmişsin. Birde oradaki siyasi durumdan biraz bahsetseydin, çok memnun olurdum. Hürmetlerimle
Hocam elinize gözünüze sağlık diyorum...Dikkatimi çeken birşey oldu bunu sizdende ögrenmek isterim İran da serbest bir şekilde bira satılırmış hatta bizimkinin aynısıymış ama üzerinde no alkol yazıyormuş Bizim arkdaş denediğini söyledi varmı sizde denediniz mi?
Yanıtla (0) (0)enver bey bakıyorum iranda iyi bişey olarak sadece elsanatlarını bulmuşsun ama oradaki vinçlerde asılan kürt gençlerini, zindalardaki işkenceleri, kadınlar üzerindeki baskıları, terafik rezaletini,kapıdan girişten hemen sonra herşeyin rüşvetle yapılmasını,orda bahsettiğin lokantaların nasıl denetimsiz vepis oldoğunu, otellerinin lüxleri dahil nasıl leş gibi koktuğunu,oradaki esnafların bizi nasıl kazıkladıklarını da yaz ki iranının o iğreç yüzünü herkes bilsin.
Yanıtla (0) (0)yazınızın başında sabır göstermeyişiniz benı şaşırttı yazar olan bır ınsan sabırlı olmalı adam daha bırşey demeden adeta dövecekmışsınız gıbı konuşmuşsunuz. bu bana göre kişiliğinizle oyum sağlamamış büyük bir çelişki
Yanıtla (0) (0)Merhaba, herkes hocam diyor bende hocam diye hitap edeceğim...Hocam nasıl bakarsanız öyle görürsünüz derler ya sizde güzel bakmış güzel ,görmüşsünüz..Güzel görebilmek iyimser olabilmek bir meziyettir..Şimdi bir kaç yorumcuya cevap yazmasam ıı ıııhh eksik olacak ))..Sayın Ammar güzel bir sahabe adıyla yazışsınız ama maksadınız üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olmuş...İnsan başka ülkede kendine ait bir fikir yada eşyayı üretimde görnce ister istemez sahiplenmek içgüdüsü galip gelir...Hocaya söylemişsiniz ama sizinde elinizde bi sopanız eksik kalmış sanki :)))...Sedat bey insan asmak kolay değil kürt gençleri diyerek yine yumuşak karınlı olmayı ön plana çıkarmışsınız..Kürtler bu kadar mı suç potansiyeline sahip asılıyor :((( sevmedim bunu ...Rüşvet inanın almanyada,italyada,ispanyada amerikada bile var..Adamından alıyorlar..Vermeyin efendim vermeyin...Gelelim yeniden İrana...Üvey dedem Tehranlıydı..babamı erken kaybettiğimiz için çocukluğumuz dedemizle beraber geçti..İran kültürünü iyi bilirim...Devrim olduğunda akrabalardan bir kısmı Türkiye ye bir kısmıda Amerikaya gittiler...Dünyanın en eski devletlerinden olan İran kültür olarak tabii ki çok zengin..Kolay mı milattan önce 4000 yıllık bir geçmişi var ve değişmeyen ender milletlerden bir hep farisiler olarak kalmışlar.. Bu zenginlikleri 3 yazıdır anlatıyorsunuz..sizinle adım adım gezdik sanki...Çocukluğum anlattığınız o İran halılarının üzerinde geçti ilmekleri göremezsiniz o kadar küçüktür. Bir gelin kız gibi ince narin zarif ve duyguların ilmek ilmek nakış olduğunu görürsünüz..Halının üzerinden kalkmazdık..Çocukların hepsinin bir masal kuşu vardı..Şu senin bu benim diye hayaller kurar oyunlar oynardık...Dedem akşamları zümrüdü ankalı masallar anlatırdı..Biz daha şanslıydık..Şimdi ki gibi tv ler baş köşede değildi..Ve dedemin sıcak sesini namazını bitirip gelmesini uzun kış gecelerini reklendirmesini uykumuz gelene kadar dinlemeyi sabırsızlıkla beklerdik...Haramileri anlatırdı hazine arayanları dev gibi adamları kılıçlarını ...Şimdi İranda değişti ama yobazlık her kesimde fikirde zikirde yok mu..tabii ki bolca hemde...Tebriz İsfahan Ahvaz gibi şehirlerde insanlar daha rahat ama Tehran başkent olmasına karşın yinede dediğiniz gibi çok katı bir baskı yok kadınların hepsi makyajlı saçları yarım açık ve çarşı pazar geziyorlar..beğenmediğimiz İran kendi kalkınmasını hızlandıracak bir yapıyı kurdu yolunu tuttu gidiyor...Biz hala 6000 yıllık kültürü anlamya çalışmaktansa karalamaya devam ediyoruz..Ne diyelim..diyeceklerim işte bu kadar...Sevgiyle ve sağlıcakla kalın..
Yanıtla (0) (0)Değerli abim, hemşerim kek Enwerin yazdığı yazıları, özellikle İran gezisiyle ilgili 3 seri halinde yayınladığı anı-anlatım yazılarını, güzelim fotograflar eşliğinde zevkle, ilgiyle okudum. Eline, diline sağlık, Allah daha da zihin açıklığı, sağlık, sıhhat ve selamet versin
Yanıtla (0) (0)Yapılan yorumları da okudum.
Hırsızlık olayların pek olmamasından dolayı esnafların dükkan ve mağazalarının kapılarını kapatmaması olayı hakkında ben de bir şeyler anlatmak istiyorum.
2005de bir grup arkadaşla Güney Kürdistana gitmiştim. Bir ara başkent Hewlêrde Serdar adında bir arkadaşımla dolaşıyorum. Bir dükkanda alışveriş yaptım. Esnaf, az ileride kaldırımda bir dövizciyi gösterdi, elimdeki Türk parasını dolar veya dinara çevirip kendisine öyle vermemi kibarca rica etti. Karşı kaldırıma geçtim. Hani üzerine çay bardakları bırakılan kahvelerdeki şu küçük sehpaların aynısı, kaldırımda duruyor. Üzerinde deste-deste dolar, tümen, dinar vs. para var. İnsan kalabalığı kaldırımdan sel gibi bu yana o yana akıyor.
Sehpanın yanında durmuşum, benimle ilgilenen yok. İstesem birkaç tomar parayı cebime koyup gidebilirim. Etrafıma bakıyorum, hiç ilgilenen bile yok. Biri benimle kamera şakası yapıyor gibi geldi bana. Üzerinde tuğla gibi üstüste konmuş paraların konulduğu sehpaya en yakın dükkan, bir limonatacıydı. Tam nar mevsimini olduğundan habire nar suyu sıkıyordu. Limonatacıya yarı soranî yarı kurmancî şivemle, kaka min diwêm parekem xurd bikeym, xwedanê em parekekan kî ye, to nazanî? Baktım, etrafına bakındı, sonra ta ilerde hararetli bir şekilde tartışan iki kişiden birisine yüksek sesle "kak Biwar, kak Biwar!" diye seslendi. Kak Biwar geldi. Paramı dinarla değiştirdi. Gittim, alışverişimi yaptım. Ama yaşadığım şaşkınlığım üzerimde.
Az sonra öğle ezanı okundu. Cuma günü olduğundan esnafların büyük çoğunluğu camiye gitti. Dükkânlar açık, olduğu gibi bırakıldı. Kimisi sadece birbirine bağladığı iki veya üç rekli puşuyu dükkanın kapısına bağladığını gördüm. Hani, trafik bandı varya, aynen öyle. Sadece Süryani ve Mesihiler, yani Hristiyanlar dükkanlarında kalmıştı. Orada hırsızlık diye bir şey bilinmiyormuş. İranda da böyle olmalı.
Tabii ki İranda Kürtlere, Belucilere, Azerilere, Xuzistandaki Araplara yönelik ulusal baskı vardır, olmuştur. Ama hiçbir zaman bu etnik milletler Türkiyedeki gibi inkar edilmemiş, dilleri, kültürleri, ulusal kimlikleri yasaklanmamış. Aslında, Türkiye dışında hiçbir devlet veya ülkede diller yasaklanmamış. Hiçbir Fars, Fars olmayan birine, örneğin, bir Kürde, sen Farssın, dememiş. Böyle bir politika yok İranda. Örneğin, Kürtlerin üzerinde yaşadığı topraklara Ostanê Kordestan deniliyor. Elbette bir çok olumsuz yanları vardır İranın. Örneğin, akademisyen Azer Nefisinin Tahranda Lolita Okumak adlı eserini okuduğumuzda softa rejiminden, anlayışından, uygulamalarından nefret etmemek elde değil. Fakat Türkiye'de Türk molmayanların milliyeti, dili, kültürü, etnik kimliği yasaklandı. Korkunç bir baskı yapıldı. İnsana ait olan bu doğal özellikler yasaklandığında, baskı altına alındığında, suç olarak lanse edildiğinde, toplumun kimyasını bozar, tamamen başkalaşır toplum. Doğal gelişim bozulur. Asıl buna bakmamız gerekir.
Fakat Enwer abinin burada anlattığı şeyler, bin yıllarca oluşmuş İran halkının kültürel yapısıdır, sosyal, sanatsal yönüdür.
Enwer abi bir daha İrana giderse, yaz aylarında Ostanê Kurdistanı ziyaret edip oralardaki kültürel, sosyal, sanatsal dokuyu şiirsel diliyle anlatmasını umut etmek istiyorum.
Herkese selam ve saygılar
Enwer abe iran konusunu döktürmüşsün ağzına kalemine sağlık.ama bir zamanlar atina ya kadar çıkan persler.neden şimdi böyle perişan?
Yanıtla (0) (0)spas Ape Enwer ji ber kû wisa mijareke kérdar te ji mere parvekirinkir û ji ber kû te em vé dabaşéde ronidar kirin.(teşekkürler Enver amca Böyle yararlı bir konuyu bizimle paylaştığın için ve bizi bu konuda aydınlattığın için teşekkürler)
Yanıtla (0) (0)enver amca tek kelımeyle supersın....
Yanıtla (0) (0)BU YÜKSEKOVA HABERDE SADECE SENİN YAZILARINI ANILARINI VE DUYGULARINI OKUYORUM YİNE GÜZEL YORUMLAR VE FOTOĞRAFLAR KATMIŞIN ALLAH SANA SAĞLIK VE SIHHAT VVERSİN
Yanıtla (0) (0)Enver amca sana sonsuz teşekürlerimi sonoyorum böyle güzel anıları yazmaya devam et....
Yanıtla (0) (0)muzelerden ve sanat eserlerinden cok hoslandigi asikar kendisi de sanatci enver beye yolu duser ise ABD de Washington da SIMITSONIAN muzesini gezmesini onerecegim. Bu muze icin en az uc gununun ayirmasi gerek. ondaki bu sanat sevgisi ile eminim Enver beye bir hafta bile yetmeyecek. Bu devasa muze bedevadir. halkin her kesimi istedigi kadar yararlansin diye bes kurus para vermeden gezilir. bu muzede koca bir bolum sirf iran sanatina ayrilmistir. ABD sadece turk gazetlerinde okudugunuz duzeyde sig bir ulke degil ve Iran hakkinda akli calisan okuyan yazan egitimli kesime sunulan bilgiler sizin yazdiklarinizdan farkli seyler degil. ABD de tek ABD yok, Turklerin sig ABD disinformasyonlarina fazla itibar etmeyin. siglikta baskasinin degerini gor
Yanıtla (0) (0)