Eski YSE ciler (2)
Halit dayı (Sayın) (Xalidê Evdilla Beg ê)gerçek bir dayı idi. Hepimiz, herkes müdüründen, şefine, işçisine kadar her kes ona Halit dayı diyordu.Beyaz kıvırcık saçlı mavi gözlü kısa boylu ufak yapılı, ama Sümbül kadar ve cam gibi bir yüreği vardı... Şantiye şefi iken bir yaşlı kadın onu ilk kez gördüğünde Xweziya navê te, lê ne bejna te., adın güzel ama boyunu bosunu görmeseydik.der. Bunu kendisi söyledi birkaç kez bize. Onu çok severdik, en çok benle Necip Cidal ona karışırdık oda bize laf saymadan edemezdi
![]() |
Zap vadisinde bir şantiye yeri. Şantiye dediğimiz de 4-5 çadır, 8-10 eleman bir dozer bir kompresör ve bir damperli kamyondan oluşuyor. Ardından da (- Hadi indirin bu dağları) ve indiriliyordu da Dağlar... |
* * *
Min xortek didî li Farqin"e, navmil fireh, zend stur.
Cemedani li kulav alîyayi li ser serî. Çuxikê navmil ji hirîya beran ê zozana, zend hedad bi hemaîl ji morika, îçilik armuşe Heleb"e..
Şel û şepikê merezî, ji çûr"ê Şernex ye Aşûrî ya tevn dayî.
Sahaq"ên Xecê çêkirî û di gustîla xwe ya tilî kilîçîda bûrandî, bi rîsê hind zirav û tenik, di bin çokan da şidîyayî û bi gûfikên gilover.
Kalikê pîya ji pişt ûstîye gameşe deşta Amed"e.
Li navtengê di ber şutikê de kavlan, yê Filê Van"ê nexş kirî bi reşava sewat"ê, qevd ziv hencera Sorani, ya tizbiye karibar li destikê alayî..
Yekê bi dengeki bilind digotin Ev xortê ha Sîyabende.
![]() |
Eski YSE"de eskilerin eskisi de vardı. Bahrem Sönmez ve Nasrullah Aktaş. |
Bi simbêl ên Ezdîyan î..
Min wan didît, peş çava, lê ezî şaş û mat mayî.
Ser serê Xeco kesrevana Tiyarî, bi gufik sîm zêr, û zîvîn..Ew bû çav wek Tirkan Şoray, bistan en Sofya Loren, Lêv Bricît Bardot a Firens"î..
Di gerdenê da mircan morî, ekîk û kahrîbar, guhanda cotêk guharê Heyderî, heft kiras û diwazdeh fîstan, hemû jî gul gulî, pîyade, solikê Rixa yî sor, bi duçik..
Gozekan de xilxalên Hindistanî. Di difnêda ew xizêma bi qerefil ê şor. Yê hoste û hosta heneyên Hindî ya çê kirî, nedayî ber çekûç,ber gezê, ne kirî kûra agirî, da ser ziman, piştra da desten hûrîya, hûrîya dayî destên dû perî ya paşe kirine difna Xeca Xwedani. Xec ewbu ya dayîka min Şevên tari, sar û direj bo me digot. Wey law bû, hew delal bû, gava yek mêwijek dixwar di gewriyêda we didît. Hind law hind delal keça Farqîn î, ji welatê kevnar, ji warê Zembilfiroş"ê buhiştî.
Xwişka heft bira, dotmama 12 pismama li ser pişta hepse reş, li terkîya Siyabend da. Binîya Licê di ber çemê Sarum da dimeşî bo gelîyê Pasur"ê(qulp),ji bo qozma Mûş ê, da serkevin, qesta çiyayê Sipanê Xelatê kirî. Herdu evîndarê bi hezar salan yê di dilê Kurdan da mayîn..
Meşîn.Meşîn ge bi çargav ge bir rewanî ,di deşta Mûş"ê de burîn,ji bo zozanê çiyaye Sipane ku Siyabende westiyayi ji bo kurtêhewek sere xwe deyne ser çoka Xeca por kûr cara ewilîntirî.
Herdu, bi minra bun.
![]() |
Her şantiye yerinde bu tür misafirlerden çoktu biri veya bir kaçının uyurken yatağınızda sizi ziyet etmesi mümkündü ama YSE'ciler bunun da çaresini bulmuştu. |
Cinikî rabû ser çoka, dît Xeca delale, ya digirî, stêrka çavên reş bû hêceta ciniqîna wî ji xewa şêrîn.
Neşîya ezmanê xwe û got
-Erêê Xeca min ma tu pêşman bûyî?
Xeca reben, bi dilekî sax
-Erêêe,eerrrêê.. Siyabendê evîndar, ez dê çava pêşemanbim ji ber eşk û evînî ya te. Le aha li zinarê ha min dît, qeflek pezê kîvî hatin ho bûrîn. Kel ê heft salî, kela mê sendibû ji nav dest şax deh û diwazdeh salîya. We gavê min dilê xweda got ez xifşa xezala jî, xwîşka heft bira û dotmama diwazdeh pismama bûm, lê te Siyabendî ez Xeca ha ji nav destê wa bo xwe iname çiyaye binild, bi mij û ximam.
Xeça reben hêj axiftina xwe bi dûmayik neani, Sîyabend rahêla tîr û kivana, piştra bezî, kete dûv pezê kuvî..
Çok da erdê çavê çepê miçî, bi yê rastê tîr a xwe li nêrîye deh sali girt û jî ya kivanî berda, tîr firî, gehişt bin kevşê nêri yê deh salî û di rexê dî da der ket bi xwin.
Sîyabendê malxirab bezî dest avête Şaxa ku kelê (nêrî) xwe vekûjît.
We gave min didit ez li dev Siyabendî me, le nizanim çawa?
![]() |
Beyaz Ana"nın(ortada) çocukları da eski YSE"cilerdendi. Abdullan, Kazım ve Nazım Orhan"ın emeği çoktu o yollarda. |
Lê mixabin û sed mihabin ez neşîyam hêz bidem xwê, neşîyam ji cîye xwe jî bilivim û yek pêyek jî bavêjim. Min dît Sîyabend ber min da firî û di zinarê çîyayê Sipanê da ket berze bu.
Qîrîya wî dile min sot. Digot;
-Xecêêêê aaxxxx Xecêê
Min guhên xwe digirt bi herdû desta..
* * *
![]() |
Yollar hep U veya V gibi vadi tabanlarından veya 2000-3000 mt yükseklikteki dağlardan geçmek zorunda idi. Fotoğrafta bir YSE"ci yaptığı yolda elini kaldırmış dik kayalara (Ne olur üstüme yıkılmayın) diyor adeta. |
Az önce Xecê ve Siyabent ile birlikte idim, şimdi Yusuf Amca"nın şantiyesindeki misafir çadırında. (Dualarımı hep Kürtçe yaparım hala, anam öyle öğretmişti. Rüyalarımı da hep Kürtçe görüyordum) Terlemiştim, o güzel müzikle, gözlerim dolmuş, ağlayamamıştım.
Anam aklıma gelmişti. O, Sî Ehmedê Silîvî diyordu, uzun kış gecelerinde. Defalarca anlatmıştı bize, Sî Ehmet û Xecê"yi biz sivî (buğday tanesi kabuğu) yastıklarda hayal alemlerinde...
Ama Hakkari"liler ve Bahdinan"lılar SİYABEND Û XECÊ diyordu, ünlü aşıklara.
![]() |
Bıçkın YSE"cilerin paçalarına bakıp fotoğrafın hangi yıllara ait olduğunu siz tahmin edin. Ahmet Caner (Suskê) ve Burhan Keskin sahada. |
Çaresiz kalan Xecê, göz yaşları seli ile yedi köyün urganlarını toplayarak, genç kızların örükleri ile düğüm düğüm bağlasa da yinede ulaşamaz uçurumun dibine, uçurumun dibindeki Siyabendine. Çaresizdir, sonunda iki örüğünü de keserek ekler düğümlere ama nafiledir, yinede ulaşamaz Siyabende.
Tek çaresi kalmıştır.
Sevgilidir ..
Yar"dır.
Dost tur
Candır.
Siyabend"tir.
Fazla dayanamaz ayrılığa, Xecê..
Ucunda ölümde olsa
Dersok"unu (tülbendini) gözüne indirir, topuklarını birleştirir ve yardan aşağı bir kınali keklik gibi süzülünce de,
- Siyabendooo xwe bigire ezzz hatim ji bo teee.. (Siyabent bekle geliyorum senin için)..Yankılanan ses ulaşır Mılazgır ovasına oradan Bitlis deresinden Farqine..
Anam söylüyordu o kayanın altında şimdi biri tatlı, biri ekşi iki elma ağacı var, her yıl boy verirler kayadan yukarı, ama koca boynuzlu dağ keçileri hep gelip kemirirlermiş uzayan taze filizlerini. Stran bitti peşinden Esmer"ê yi söylemeye devam ediyordu Yusuf amcanın teybi. Uyanmak istiyorum ama müzik o kadar güzel ki, çadırın yanı başındaki pınardan gelen su şırıltıları, köydeki bahçelerden gelen bülbül sesleri ağaç kakanların sesleri ile karışıyor, kuzu melemeleri ile bir armoni oluşturuyor.
![]() |
Hakkari"nin her ilçesinde her köyünde emeği olan muhteşem beşli: İbrahim Müftüoğlu Cafer Eskici, Ahmet Taş, Ali Saraçoğlu ve Halil Gültekin. |
Ortalık aydınlanmıştı, karşımda bir tahta sehpa, sehpanın üstünde bir tıraş aynası, sabun, fırça ve yüzü beyaz köpüklü Yusuf Amca. Gördüğüm her şey normaldi buraya kadar. Ama masanın üstündeki iki adet fındık içi tanesi ile az ötede de dimdik duran yanık bir mumun niçin yandığına anlam veremiyordum. Ortalık aydınlık olduğu için mum dayının yüzünü aydınlatmıyordu, o mum niçin yakılmıştı? Bu sınır boyunda bu mahrum yerde Karadeniz"den geldiğini bildiğim iki adet fındık içi tanesinin işi neydi o çadırda?
Amca sabun köpükleri ile birlikte yanaklarındaki kılları tıraşlıyordu ama buna tıraşlıyordu demek hakaret gibi geliyordu diyebiliyorum bu gün.
![]() |
Mehmet Karadiz, Hakkari de uzun yıllar KÖYYOLLARI ŞEFLİĞİ yaptı. Görevi masa başı idi ama o hep şantiyede işçilerle birlikte omuz omuza çalıştı,uzun yıllar. Çokreş"i gibi küçük bir familyadan değilde, dişli bir aşirete mensup olsaydı hep milletvekiliydi bence.. |
Amca tıraşın orgazmını uzatabildiği kadar uzatmış, sonunda da tatmin olmuş bir eda ile tıraş makinesini bir kenara bırakıp, yandaki iki fındık içi tanesinden birini kalın yorgan iğnesine batırarak parafin koktuğu için gözümü açtığıma sebep olan mumun alevine tutup, evirip çevirdi, yaktı, kızarttı, kavurdu fındık içi tanesini. Kah serçe parmağını fındık tanesine sürtüp bıyıklarına sürerek, kah iğnenin ucundaki kavruk fındık içi tanesini bıyıklarındaki kıllara sürerek bıyıklarını kömür karasına çevirdiğini izliyordum milimetrik ayrık bir gözümle
![]() |
Şantiyede traş keyfi. Akbaş berber, Çapik ise ayna görevi görüyor. |
İsa Berwarî"yi defalarca ama defalarca dinlediğim halde Yusuf Amca"nın şantiyesinde, bir son bahar günü, yarı uyur yarı uyanık dinlemek kadar güzel bir haz alamadım bugüne kadar, hiçbir müzikten. Hiç bir uyku ve yatak sefası bu sınırın sıfır noktasındaki YSE şatiyesindeki kadar zevkli, yorgana sarılmanın insana çok tatlı geldiği hazanlı günlerde o şantiyedeki mutluluğu, hazı bir daha tatmaya neler verememki.
Bu güne kadar bu türküleri dinlediğimde hep sevecen Yusuf amcaya rahmet dilerim. (Yıllar sonra evimde, kızlarda, bigode gördüğümde hep dayının kızgın maşası gelir aklıma.)
İşte, her yerde her şeyden tat almasını bilen, müthiş, YSE ci..
* * *
Kazalar vardır gözle görülür.Kazalar vardır rüyada görülür. Kelêtan (Seyitler veya İde) asma köprüsü şantiyesindeyiz. Akşam, lambalardaki gaz yağı bitinceye kadar sohbet ettik işçi kardeşlerimizle, Vanlısı var Hakkarilisi var, hepside YSE işçisi.
![]() |
Yol olsaydı da neye yarardı ki, araç olmadıktan sonra. Bazen bir araca rastlarız diye bu Sılehi"ler gibi saatlerce doğum hastasını omuzlarda taşıyan köylüler çoktu. Bugün de olduğu gibi.. |
Sabah gün ışıdı ışıyacak, her kes derin uykuda iken canhıraş bir çığlık
- Yetişin, yetişin arkadaşlar Şerefsiz yılan kulağımı soktu, çabuk bıçak getirin kulağımı dibinden kesin, zehir vucuduma yayılmasın.
O saatte bu cümlelerle uyanıp sersemlememek elde değildi, uykudan uyanıp yalnız donla (yazın sıcağından) misafir çadırından, yalın ayak fırladığımda, Van"lı bir işçinin sağ kulağını sıkı sıkı tutup, yerlerde yuvarlandığını ve bir taraftan da avazı çıktığı kadar da;
- Kesin Allah aşkına Kulağımı çabuk kesin o avradını s .tiğimin yılanı kulağımı ısırdı, çoluk çocuğumu yetim bıraktı.
Seğirttik, işçiyi yakaladık ama elleri ile kulaklarına yapışmış tir tir titreyip yalvarıyor;
- Çabuk kulağımı kesin, zehir vucuduma yayılmasın!
Kimileri bıçak için mutfak çadırına kimisi cebindeki çakıyı getirmeye mutfağa ve ceplerine koşuştururken, biz iki üç kişi kulağını görmek istiyoruz. Zoraki bir halle o iki elini kulağından çekmesine çalışıyoruz, kulağını görmemiz lazım. Adam haklı olarak şokta olduğu için de ne dediğini bilmeden komik, komik küfürler sıralıyordu.
![]() |
Rahmetli Hetem İke, şantiye şefiydi, şofördü ama bazen de şantiyeye ekmek pişirtmek için köydeki tandıra unu böyle götürüyor, ekmeği de aynı şekilde patika yoldan işçilere yetiştiriyordu. |
- Ben çadırda yatağına bakacağım, sakın ben dönünceye kadar çocuğun kulağını kesmeyin.
Dedim ve çadırda birlikte yattığı arkadaşı ile çadırın içine girdik. Ama çok tedirginiz, hain yılanı arıyoruz. Bize de saldırabilirdi, elde sopa, önce karyolanın altına baktık yılan yok, yorganı itina ile kaldırdık sopa ile, yine yılan yok. Bizimkinin yastığına doğru baktığımızda birde ne görelim, bir eşek arısı yastıkta ama uçamıyor. Çok sevinmiştim, yavaşça iki parmağımla kanatlarına yapıştım ve; Yılanı yakaladım, yılanı yakaladımdiye yüksek sesle bağırdım. Dışarı çıktığımızda da arının kıç tarafının zedeli ve sıvı aktığını görünce rahatlamıştım.
Bizimkisi (yılanı yakaladım) demem üzerine daha dramatik bir ağlyayışla; - Kesin, vıle kesin, diyiyem sıze, kulağımı kesin..
Avazı çıktığı kadar bağırıp debeleniyor. Bir çok yeri kanamış, iki eli ile kulağına sıkı sık yapışmış, bağırdıkça bağırıyor, sesi yamaçtan yamaca yankılanıyordu
Ben de elim arkada, yavaş adımlarla onlara doğru yürüyüp, don gömlek yarı çıplak ellerinde bıçak, çakı donup kalan ve olanlara bir anlam veremeyen işçilerin bakışları içinde;
- Kesin ulan kesin şu ödleğin iki kulağını birlikte kesin, madem bu kadar yalvarıyor niçin duruyorsunuz?
O hala var gücü ile bağırıp vadiyi inletiyor;
![]() |
Yolun yapılması kolaydı YSE"ci için. Ama kışın, her dere her vadi birçok ölüm tuzağı ile doluydu çığlar nedeniyle, biliyordu YSE"cilerin çoğu tehlike günlerini. Zorda kalan hastalar hep böyle taşınıyordu doktorlara. |
Beni işaret ederek; - Siz bahmayın bu zalım oğli zalım Diyarbekir Kürdüne, kesin kulağımı kutartın beni diyiyem size.
Dayanamadım ki parmağımın arasında arkama sakladığım eşek arısını gösterdim.
- İşte yılanın bu. Bu şerefsiz, kanatlı sarı yılan seni sokmuş sen de donunu batırmışsın!
-Yalan diyisen Namussuzum yalan diyisen.
- Yalan demiyorum, aha arkadaşın da gördü. Bu eşek arısını senin yastığında bulduk, hem de bak g.tü zedelidir, inesi senin kulağında kalmış ödlek herif.
O, hala tir tir titriyor ve debeleniyor.
- İnanmayın yetime, vıle biriniz kesin kulağımı diyiyem sıze.. Herkes donmuş kalmış. Ellerinde çakı, bıçak film sahnelerinde olduğu gibi donup kalmışlar, bir bana bir
yerde debeleyene bakıyorlar. Dayanamadım;
![]() |
Nêrî yê şax asin Siyabend"i yardan aşağı atmıştı. SİPAN dağında. Peşinden de Xecê kendisini. Şimdi orada biri ekşi biri tatlı iki elma ağacı var. Elmaların dalları yeni filizler verdiğinde de bu Nêri-Keller gelip filizleri kemirirlermiş hep. |
- Yoh yohh ben gözümle gördüm yılanı, kayanın altında yatiydim geldi kulağımı sohtii..
Olanlarla gergin olan işçilerden biri;
- Vıle oğlım ne kayası ne yılani sen yatağında yatıyordun, bizimle.
- Peki o kayanın altından çıhan kör yılan neydi, ne oldu ona öyleyse, o i yılan nereye gitti.?
Rahmetli Şino burnundan soludu;
- Bu bizim gavata eşek arısı soktuğunda rüyadaymış yılanla, aşk u meşk yapiydi galiba.
Rüya görmüş eşek arısı soktuğunda da altına sıçmış. Bizim de yüreğimizi ağzımıza getirdi sabah sabah. Kolundan tutun atın yatağına bağırırsa tutun atın ZAP"a gitsin nemêri....
Az önce ona acıyanlar bu kez ona kızmağa başladılar, korkak, ödlek, eşek arısı soktu, korkudan donuna yaptı! diye söylenmeye başladılar.
![]() |
Suvarakotra - Aşut, Geremus ve Elemun köyleri nin yolu. 1970"li yıllarda Uludere de Hakkari"nin bir ilçesi idi, bu yolu Uludere"ye, Kırör köyünden bağlamak için defalarca programa kondu ama Ankara, bu yolun yapımını hep "kaçakçılık olur, çıkardık programdan" notu ile programdan çıkarıyordu. Ama 1985"ten sonra bu kez fikir değiştiren Ankara, bu yolu yapabilmek için kaç dozer, araç yaktırdı ne kadar fazla para savurdu bilinmez? |
İşçilerden kimi giyinmeye kimi çaydanlıklara yönelince bizimkisi çar naçar, eli kulağında kalktı yere oturdu ama hala alçak sesle laflar sayıyıordu. Bana da çok kızdığını biliyordum. Yavaş yavaş hayat norale dönmüş çay için odunlar yakılmış, kararan demliklere bir kara daha çalınmış alevlerle. Irak çayları atılmıştı demliklere. Meşe yaprakları altındaki kahvaltı masalarına oturan işçiler bir savaştan galip çıkmış bir eda içinde ama bizimkisi sağ kulaği bir kepçe gibi şişik bir hal ile süt dökmüş bir kedi gibi oturdu tahta masaya. Zeytin, peynirle kahvaltıya çalıştık. Bizimkisi hala kulağını kesmediğimiz için sinirlidir, beni göstererek;
- Eğer bana bir şey olursa sorumlusu aha bu Diyarbekirlidir, Allah için şahit olun, altı kardeşim o zaman bunun hakkından iyi gelirler...
Bende, ağzımda kahvaltı, kahkahayı basarak;
- Şüphen olmasın, hiç bir Kürt, bir eşek arısının ısırığından ödü kopup ölen kardeşinin kanını yerde bırakmaz emin ol
Aradan zaman geçti, bizimkisi beni her gördüğü yerde elini kulağına atarak;
- Aha guho tu xûlamî ya vê mêrê Dîyarbekirî bike, an tu naha ne biminvebuyî. (Kulak, sen bu Diyarbakırlıya hizmetkar olasın yoksa şimdi benimle birlikte değildin.)diyordu. Gülüşüyorduk. Bir yılı geçkindir göremiyorum o eski YSE emeklisini.
Devam edecek...
Akşama kadar taş ve toprakla boğuşan işçiler neşelerinden de olmazlardı. Tayyar Başak şantiye aşçısı idi ama bir gırtlağı ve iki avucu ile (ninay, ninay lê lê) ile yorgun ve bitkin işçilere halay çektiriyordu. Fotoğrafta görüldüğü gibi Bir şantiyede Tayar Başak çepikleri ile Ali Ulaş (YSE Md.) Necip Cidal (Şef), Eczacı Hikmet (Fahri YSE'ci), Osman Şimşek(sendikacı) ve diğer işçileri Govendleri ile zevkin doruğuna çıkarabiliyordu. Hele Pala İbo-Babê, kim olursa olsun şatiyeye gelen misafire sormadan elini kulağına atıp (-Oooofff, oooff kundurama kum doldi atmağa kürek gerek) türküsünü o gür sesi ile tutturunca kulağına güvenen parmakları ile tıkamazdı.
Her şantiye bir mahrumiyet deresinde idi ama o yıllar doğa çok çok mertti. Her derede şatiyelere yetecek kadar lezzetli balık ve çevrede yorulmadan edinebilinecek kadar av hayvanı vardı. Zaten o fakir köylülerin yoğurt, meyve ve sebzelerden yana mertlikleri inkar edilmezdi.
O yıllar tüm YSE araçlarının rengi sarı idi ve herkes bu araçları renklerinden tanırdı. Tesadüfen aldığım ve on yıl bindiğim VOSVOS"un da rengi sarıydı. Defalarca Devletin arabasını babasının malı gibi kullanıyor,kimse bir şey demiyor. diyenleri de duydum.
Eski YSE"ciler zor şartlarda her yıl Mayıs ayı sonuna kadar vadi tabanlarında çığlarla, dağ ve yamaçlarda ise karlarla mücadele etmek zorundaydılar, dağlık Hakkari"de...
Nêrî yê şax asin Siyabend\"i yardan
Yanıtla (0) (0)aşağı atmıştı. SİPAN dağında.
Peşinden de Xecê kendisini. Şimdi
orada biri ekşi biri tatlı iki elma ağacı
var. Elmaların dalları yeni filizler
verdiğinde de bu Nêri-Keller gelip
filizleri kemirirlermiş hep. bende siyabend yüksekovadan
Hatta eskiden anımsadığım kadarıyla çocuklar "ereba YSE'ı hat, keyfa Bese hat" diye mani bile söylerdi. :)
Yanıtla (0) (0)ben 30 yıl öncesi elektiriksiz yolsuz doğu ilinde görev yapan bir muğlalıyım 27 yıl sonra görev yaptığım halen sağ olan o güzel doğu insanlarını ziyaret ettim.nasip olursa 12 mayısta tekrar o doğu ziyaretini yapacağım o güzel insanlar 27 yıl önce benim yufka tereyağ çökeleği içli köftyeyi sevdiğimi hala güzel çocuk diye hitaplarını akıllı olalım hepimiz kardeşiz
Yanıtla (0) (0)yaşca belki küçük olabilirim ama bizleriii eskiye götürmeniz nekadar güzel emeginize saglıkkk
Yanıtla (0) (0)abi sana ne kadar tşk etsem azdır senin yazını okuyunca kendimi ne kadar rahat özgür hissettiğimi anlatamam özellikle o kosursuz kürtçenle yazdığın o kısacık yazıyı okudoğumda insanın kendi dilimden bir yazıyı okumasının werdiği hazzı hiçbirşey wermez yazınızı okuduğumda zamanın nasıl geçtiğini bilemedim eski günleri bize bukadar güzel bir diille anlaqttınız için tşk
Yanıtla (0) (0)abi sana ne kadar tşk etsem azdır senin yazını okuyunca kendimi ne kadar rahat özgür hissettiğimi anlatamam özellikle o kosursuz kürtçenle yazdığın o kısacık yazıyı okudoğumda insanın kendi dilimden bir yazıyı okumasının werdiği hazzı hiçbirşey wermez yazınızı okuduğumda zamanın nasıl geçtiğini bilemedim eski günleri bize bukadar güzel bir diille anlaqttınız için tşk
Yanıtla (0) (0)Çok güzel, anılarınızı kendim yaşıyor gibi okurum. Emeklerinize sağlık...
Yanıtla (0) (0)slm abilerin abisi can dost, bir yazı bu kadarmı ilgi çeker, nakadar güzel yazmış ve ifade etmişsin bizleri o güzelim berrak ve tertemiz yıllara götürdüğün için sana nakadar tşr. etsek azdır inanki bu site canlı ama sen dahada canlandırdı. minnettarız, ama devamınıda bekelriz. saygı ve sevgilerimizle hoşça kal.babe ender.
Yanıtla (0) (0)1973-1976 yılları arasında babamın memuriyeti nedeniyle şemdinli ve hakkaride bulundum.0rtaokulu orada okudum fotograf ve yazılanlar beni tekrar o günlere götürdü.ben 2000-2002 yıllarında görevim nedeniyle yine hakkarideydim ama 70 li yıllardaki hakkariyi aradım o zamanki sıcaklığı şimdi bulamadım.ne olduda 25 yılda hakkari ve hakkarili bu kadar olumsuz olarak değişebilmiş.ben 70 li yılların hakkarisini özlüyorum.günde bir sefer vandan gelen otobüsün getirdiği mutluluğu, katramaz deresinin temmiz suyunda yüzmeyi.mahalle arasında ceviz oynamayı.sinemanın önünde teksas tommiks kitaplarına para atarak kazanmayı,sinemada filmin başlayacağını haber veren DAM ÜSTÜNE ÇUL SERER türküsünü, tavşan mahallesindeki yokuşta kızak kaymayı, cami avlusunda yaşayan gariban abit'i foto sümbülü,arkadaşım zeki noyan, selahattin yıldırımı,kemali çagatayı kısacası hepsini çok özlüyorum.enver kahramana teşekkür ediyorum beni tekrar götürdü o günlere kendisinden yine eskiye dair yazı fotograflar bekliyorum.saygılarımla
Yanıtla (1) (0)Eskide yenide güzel güzeldir Dağlar güzel Hele NERİ eti
Yanıtla (0) (0)Sayın Enver abi yazılarınız insanı ağlatacak kadar duygulandırıyor gerçekten size hakkari halkı minnettardır. Yazılarınızın manevi değeri maddi rakamlarla telafuz edilemez Allah sizi bizden ayırmasın hep sağlıklı ol kaleminin mürekkebi asla tükenmesin.Saygılar
Yanıtla (0) (0)firstly I want to say; I do not read turkish so I am a kurdish but I was born in france. I really just known french and a little english. I wanna go kurdistan and I wanna learn kurdish culture and wanna see my grandfamily life. These photos are very good.. goodluck yuksekovahaber.com
Yanıtla (0) (0)enver baba gerçekten yine süpersın hele rahmetlı dayım hetem ikenın resmi çok hoş sen gerçekten bızım enver babamızsın
Yanıtla (0) (0)selamlar enver bey.çok güzel gerçekten bayıldım.inşallah bu yazılar hatıralar. resimler kaybolmayacak bir yerlerde saklanır.
Yanıtla (0) (0)ayrıca avlara bayıldım. hele keklik yokmu.can damarıma bastın eskii bir avcı olarak. gençliğim aklıma geldi.yüreğine sağlık.
bu eski arkadaşlarımızın resimleri ni görmekten mutluluk doyduk vede çok duygulu anlar yaşadık çönkü bunların çoğu vefat etmiş allahtan rahmet diliyoruz sizede çok teşekürler bu resimlerin devamını diliyoruz yeseci olarak sizinle gurur duyuyoruz
Yanıtla (0) (0)babé bizim kapı komşu babé ve benım babam hep yse anılarını anlatırlardı şantıye zamanlarında bir gun babam anlatıyor işte dagdakıler şantıyeyı basmış babé ve bir kaç kişi da başlamışlar hallerını anlatıyor babam kokudan ölmuş dirilmişler... o zaman ne kadar anlatsa babam çok gulerız o hallerıne hala o şarkıyı söyluyor traktor şöfuru babé hey gıdı gunler hey derr durur
Yanıtla (0) (0)O YILLAR HAYATIMIZI EN GÜZEL YILLARIYDI DİYE BİLİRİM İYİKİ VARSIN SENİ SEVİYORUZ
Yanıtla (0) (0)if you wanna ı wanna contact with you. you can more know about our country and our culture from me. my adress: chtdlc_1@hotmail.com. so thank you mr. özkahraman.
Yanıtla (0) (0)Tesadüfen haberi okudum. Karadenizli olarak yaşanılanlar, anlatılanlar bana hiç yabancı gelmedi. Yurdun her yerinde olabilecek güzel şeyler. Peki sizleri Kürt diye bizden farklı olmaya zorlayanların iyi niyetli olmadıklarını, aynı zamanda Kürtlere karşı da bizlerin düşmanlığı nı körükleyenlerin tuzağına düşmeyelim. Bunu yapanlar çok yakınınızda da olsa, güzel gelecek vaat etselerde eğer birbirimizden ayrılığa yada düşmanlığa sebep oluyor, yada istiyorlarsa bilelim ki dost değiller ve sonuç iyi olmayacak. Selamlar
Yanıtla (0) (0)merhaba enver amca, rüya kısmını anlayamadım! elinize ve ağzınıza sağlık çünkü sanki okumuyorda sizden dinliyorum sevgiler.
Yanıtla (0) (0)HARİKASIN ENVER ABİ ELLERİNE AĞZINA SAĞLIK ÇOK GÜZEL ANLATMIŞSIN İNŞAALLAH UMARIM DEVAMI VARDIR ENVER ABİ SİZİ TEBRİK EDERİM
Yanıtla (0) (0)enver abi yağtığın şu güzellikleri görünce duygulanmamak elde değil.bir başkadır memleketimiz ama bir yorumcunun dediği gibi ne oldu 25 yılda hakkari ne olduda bu kadar değişti.insanlar değiştiherşey değişti.o eski günleri mumla arar olduk keşke hep 70li 80li yıllarda kalsaydık diye söylenip duruyorum.çünkü o zaman hayatımın en güzel yıllarıydı diyebilirim.şimdi herşey var her imkan mevcut ama o zamnki tadı almıyoruz değilmi....!abi eski yse ciler kervanında babam cemil çallı'nında fotoğraflarını sizden bekliyorum.teşekkürler.
Yanıtla (0) (0)Enver abi beni çok duygulandırdın yureğine vede ellarine sağlık.Ben ekiden yesedse yani şuan ki köyhizmetlerinde çalışmış bir emekçinin evaldıyım ben kuçuk ken babamla uludere ye gider ve yazın tatil yapardım babam başlardı anlatma oğul burası suye meşi,suqele,mayınıs vs ama hiç unutmadım sayın agabeyim onu yasamak bir ayrıcalıktır suan ıst yasıyom ama herzaman ve herdaim kalbim hakkari diye ritim tutaçak seni seviyom enver baba slm
Yanıtla (0) (0)saygı değer abimiz size ne kadar teşk edsek azdır bizlere o eski hakkarimizi yeniden hatırlatığınız için size minetarız fakat biz hakkarili lere bilmem kaç oy yani rey oğruna memleketimi batıran dostloğu ve insanlığı bitiren adeta tefeci memleketi yapmalarına sebep olan bazı siyasetçilerimizi onlar kendilerini biliyor hiç bir zaman efetmiyeceğiz keşke hakkarililer hakkariyi sizin kadarsewebilse saygılarımı sunar ellerinizden öper
Yanıtla (0) (0)ben sadece fotoğraflara baktım lakin bu bile çalışmanın muhteşemliğini anlamama yetti. harika çalışmalarınız oluyor. sizi can u gönülden kutluyor devamını bekliyorum.
Yanıtla (0) (0)slm enver amça ilk önçe yaıların ve yurumların için ahmede xazi adına oğlu murat olarak çok ama çok tşk
Yanıtla (0) (0)bilmiyum beni şimdi gürsen tanırmısın bilmem ama ahmede xaiyi hatırlarsan kesin tanırsın.ben murat hani sen gelirdin bize o küçük murat şimdi büyüdü koçaman bir adam oldu oda babası gibi yse öi oldu.biliyum o eski yesecilerin yerini doldurmam ama onların en aından belki ofak bir yelei olurum.
enver amça seni anlatmaya hiç gerek yok sen zaten kendini yeterinçe hakkari halkına tanıtmışsın ama ben yinede senden ve ehmede ğazi den bahsedeyim.evet sen ve babamın ve değerli arkadaşların yse cilerin emeği çok onun için sen ve eski olsun şimdiki tüm ysecilere şükranlarımı sonuyurum.hani hatırlarmısın fotu dükanına gelirdim ve sen bana gelme buralara gelmemi istemiyurdun gözlerinden yaşlar akıyurdu.biliyurdum ve seni anlıyurdum çünkü ahmedixazi aklına gelir sen yine maziye dalıyurdun.adeta ahmede xazi sanki yanına geliyurdu seni çok ama çok anlıyurdum ve hala anlıyurum.ahmede xazi şimdi yok bu dünyada ama inanıyurum sen hala ahmedi ğaiyi unutmadın ve unumasın benim gibi evet enver amça ben büyüdüm annemi kaybettim baçımıda evlendim iki kızım var biri annem biri ablam ismini koydum allah nasip ve kısmet ederse bir erkek oğlum olsa ona ahmede xai koyacam ve sana söz olsun ahmede xaziyi sana tekrar getirecem.sanmaki seni onuttuk sen her aman kalbimizdesin sen onutulacak biri değilsin neden bunları yadığımı belki baıları derki ne alaka ben sadece bunu derim enver abiyle yaşayanlar bilir.tekrar sana ve y.ova haber e çok ama çok teşekkür ederim.lüfen yaılarına devam et ve bizi bunlardan yoksun bırakma seni çok çok seviyuruz enver abi.
ahmet canerin oğluyum rahmetli babam resmini gördüm çok duygulandım çok çok teşekür ederim
Yanıtla (0) (0)başarıların devamını diliyorum saygılarımı sunarım
İl Özel İdaresinde yıllardır promasyon adı altında
Yanıtla (0) (0)Bankalardan personele ödenmesi gereken paralar kuruma
Bilgisayar ve güya araç alımı yapılmaktadır, personele ödenmesi gereken paraların başka taraflara aktarılması doğru değildir.
slm enver abi ilk önçe yazıların ve yaptığın yorumlar için tşk.evet gercekten eski yse cileri onutmak mümkünmü onlar oramar,anitos,tale,blecan,nehri,marünüs,peyanıs, rübaruk,ve hakkarinin her yerinde hizmet etmiş ve oraların hakkari türkiye ve dünyaya acılan kapıların yollarını kar kış demeden acan dost arkadaş samimi birer emekçidirler.bazıları rahmete gitti bazıları hayatta hatta bazıları hala oralarda emek veren eski yse ciler.ben de şu an rahmetli olan eski yse çinin oğluyum.bu yazınızı okuyunça o eski günlere dalıp gidiyurum hani o sarı arabalar gelir giderdi bir umuttu bir sevdaydı bir aşktı o sarı büyük arabalar içinde.hazer yortaş.babe.hatem ike.mirza sönmez.mecit elmas.burhan keskin.ibrahim müftüoğlu.cahfer eskiçi.kasım taş ve niçeleri inerdi o arabalardan üstleri tuz duman doluydu ayakapıları çamurlu elleri nasırlıydı ama içleri dağlar ve okyanuslar kadar büyük ve güzeldi onların içi mutluydular hallerinden çünkü yeni bir dünya yapılandırıyorlardı yeni bir umut yeni sevda yolu acıyurlardı o insanlara neşeleri başkaydı sevgileri başkaydı çünkü onlar sarı arabaların içinde yeni sevdalardı bizler için bir umut bir memleket sevgisiydi onlar belki maaşların hur gürenler olurdu ama emekleri asla hur gürülmezdi o köylüm ve o yolsuz vatandaşım için unlar bir kahramandı. ayda bir gelir yada gelmezdi evine benim babam gibi özlemezdik babamızı haftalarca aylarca olsun yine üzülmezdik çünkü onlar yarınların umudu ve yarınların sevdası olacak ve onlar birgün dünyanın übür uçunda onların bu halka nasıl hizmet ettiklerinin şahidi olaçak.sarı arabalarla ve tuz duman kar kış nasıl o insanlara hayattın tüm güelliklerini yaşatmak için. bugün okula giden öğretmen olan hatta bu halkın vekili olan insanlara hizmet eden eski yse ci olaçak ve hep bu halkın günlünde taht kuracak insanlar olacağı için üzlemiyurduk babamızı.şimdi çok ama çok mutluyum çünkü ben eski yse cinin oğlu olduğum için çok mutluyum ne mutluki böyle bir halka ve milletine hizmet etmiş bir yse cinin oğlu oldoğum için .babama ve onun değerli mesaia arkadaşlarına çok teşekkürler.baba sen yoksun bu dünyada şimdi ama senin bıraktığın bir değil binlerce eser var bıraktığın eserlerin üerinden içinden geçiyurum ne mutlu sana senin bıraktığın bu eserlere ve ne mutluki bana ben senin oğlun olduğum için sana çok ama çok teşekür ederim. senin ve şu an vefat eden eski yescilerle hepsinin mekanı çennet olsun. şu an sağ olanlarada şükranlarımı sunarım.ayrıça bize bu güzel hatıraları yaşatan saydıdeğer enver abimize ve y.ova haber e saygılarımı sonarım çok ama çok teşekkürler.
Yanıtla (0) (0)enver abi böyle bir fotoğrafı çok beğendim çünkü o beyaz ana resiminde abdullah dedem de var ben hiç hayatımda böyle bir fotoğrafı ilk defa gördüm sana çok çok tşkr lerimi sunarım çok güzel bir fotoğraftır herkese sunarım çok çok teşekkürler....
Yanıtla (0) (0)ENVER ABİ ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ ELLERİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK GERÇEKTEN ÇOK GÜZEL OLMUŞ DEDEMİ HİÇ GÖRMEDİM AMA ANLATTIKLARIN ÇOK GÜZEL GELMİŞ BAŞARILARININ DEVAMINI DİLERİM
Yanıtla (0) (0)ENVER ABİ YAZDIKLARIN GERÇEKTEN BİZİ ÇOK ETKİLEDİ BİZ TORUNLARI OLARAK TEŞEKKÜR EDİYORUZ ELLERİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK DEVAMINI GETİRMENİZİ CANDAN İSTİYORUZ DEDEMİ SÖZLERİNLE YAŞATTIĞIN İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ SAYGILAR VE SEVGİLERİMİZLE
Yanıtla (0) (0)Merhaba Enver Abi; Emektar YSE'cilerle ilgili yazınızı okudum. Çok duygulandım. Hem memleket özlemini , hem de o güzel insanları yeniden görme heyecanı yaşadım. Bize bu duyguları yaşattığınız için binlerce teşekkürler. Hakkari, ancak sizin gözünüzle ve yüreğinizle bu kadar güzel anlatılabilirdi. Ama, üzüldüm. Bir YSE emekçisi olan Halil Işıklı'yı yani babamı unutmuşsunuz. Halbuki, bizim çocukluğumuz babamızın özlemiyle geçti. Onu aylarca görmediğimiz zamanlar olurdu. Aylar sonra Hakkari'ye -ama mutlaka bir bayram arifesi - döndüğünde, biz onu gece yatağımızda gözümüz açık beklerdik. "Acaba ne zaman YSE'nin arabası Çallı virajını alacak?" diye. O yıllarda araba çok az olduğu için çok uzaktaki arabanın sesi tanınırdı. Kalbimiz yerinde çıkacak gibi çarpardı. Bu hem özlem, hem de "acaba babam bize neler getirecek" heyecanı idi. O zamanlar, biz Kale'ye dönen yol üzerinde oturuyorduk. Arabanın farlarını takip ederek, yatağımızdan fırlar, babamıza koşardık. Ne büyük bir mutluluktu bizim için!... Bu mutluluğu- muz, herkes tarafından bilinirdi. Hatta çocuklar bu özlem için bir tekerleme bile bestelemişlerdi. "Eyeba yesi hat, keyfa Besi hat" gibi. Benim annemin adı Besi. Annem, bu tekerlemeyi duyunca, biz onun yüz ifadesindeki mutluluk ve mahçubiyeti görebiliyorduk. Ben Enver Abi'nin Halil Abisini unuttuğunu sanmıyorum. Tekrar teşekkürlerimi sunarım. Sevgi ve saygılarımla
Yanıtla (1) (0)Bu yazılarını okudukça eski günlerim aklıma gelirdi,şimdi diyeceksiniz ki ne eski günleri 1979 ve sonralarınıanlatıyorum.Rahmetli babam da eski yse cilerden di ben hep onun şantiyelerine gidip onu ziyaret ederdim.Bende şantiye hayatını bilirim . YSE ciler eskiden gece gündüz çalışsaydılar umurlarında değildi, çünkü huzur ve arkadaşlar arasında güven vardı ama şimdi ise yse ciler o eski heveslerini kaybet miş ve gün geçirmeye çalışıyorlar.Bunun içindirki eski yse cileri her zaman taktir ediyorum ve yaşayanlara sağlık vemutluluk ölenlerede Allah`tan rahmet diliyorum.Enver Dayı sen hep yaşa seni çok seviyoruz.
Yanıtla (0) (0)Ali-Perihan_umut Can
yazınızı okurken yse de çalışan bir işçi cocuğu olarak babamı beklediğim çocukluk yıllarıma gitttim. babam hep yaşadığı zorlukları bir askerlik anısı gibi anlatıp dururdu yazınız ve fotoğraflarınızla anlattığı hatıralar şimdi gözümdede canlanıyor.sevgilerimle
Yanıtla (0) (0)Bi rastî jî kek Enwer zor ciwan dinivîse, ji dil dinivîse, gelek samîmî ye. Ji vê çendê hemî nivîsên wî dişibihin çiyayên ciwan yên Hekaryayê. Bêhna gul û kulîlkên zozanên Hekaryayê ji nivîsên wî tê, dengê xuşexuşa ava zelal ya robarên welatê Hekarya tê guhê meriv. Qibqiba kewên ribat tê, dengê kalîna peskovîyan... Tu her hebî û tu her bijî kek Enwer. Tu hertim di silametiyê de bî. Çîroka Sîyabend û Xecê ku te bi kurmanciya Hekarya xistiye nav nivîsê, gelek xweş bûye. Ji par de ye ku min dil kiriye bi kek Enwer re hevpeyvînekê çêkim, lê mixabin Wan ji min dûr e. Bêguman kek Enwer hêja ye ku meriv ji wî serîyê dinyayê bikeve rê û biçe bal kek Enwerî, lê mixabin qet firsenda min çênabe ku ez rabim biçim ta Wanê... Ez dixwazim piçek jî li ser wateya peyva "Siyabend" bisekinim. Xelkê Diyarbekirê, bi taybet jî kurdên zaza dibêjin "Siyahmed". Koka vî navî "Siyahbend" de. Peyva "siyah" yanî rengê "reş", peyveka aryanî ye. Di kurdiya zazakî de ji "reş"ê kurmancî re dibêjin "siyah". Ne tenê di zazakî de, herwisa, di hewramî, lorî, lekî, farisî, pehlevî, avestayî û hîn gelek şaxezimanên aryanî yên din de peyva "siyah" bi heman wateyê ye. Peyva "bend" jî di wateya "girêdan"ê de ye. Di zimanê kurdî de ev peyva "bend" yan jî "girêdan" bona lixwekirina kincan jî tê bikaranîn. Wekî mînak, dibêjin "wî xwe baş girêdaye" yanî, "wî kinc baş li xwe kirine". Yan jî, dibêjin "girêdana xelkê Hekaryayê zor ciwan e", ango "lixwekirina wan gelek xweş e". Îcar, navê "Siyabend" di wateya kesê ku reş li xwe dike de ye. Ango kesê ku girêdana wî reş e. Wekî mînak, şaîrekî kurd yê navdar jî heye ku navê wî "Siyahpoş" e. Siyahpoş şaîrê destana "Seyfulmilûk û Melke Xatûn" e, gelek sal li Silîvanê maye. Wateya vî navî jî herwekî navê "Siyabend" yê ku xwe di nav kincên (cilûbergên) reş (siyah) de dipêçe/dipoşe. Jixwe, di zimanê tirkî de navê gelek rengan ji kurdî û farisî hatiye girtin. Wekî mînak, fars dibêjin "qirmiz" tirk dibêjin "kırmızı", fars dibêjin "abî" yanî "avî", tirk dibêjin "mavî". Kurd dibêjin "qizil", tirk dibêjin "kızıl". Di zimanê tirkî de navê hemî gul û giha û kulîlkan jî, ji kurdî û farisî hatiye girtin. Îcar, çawa ku gelekê peyvan diguherin, hinde deng ji wan dikevin yan jî cih diguherin, herwisa, peyva "Siyahbend" jî bi demê re guheriye. Di kurmanciya Hekaryayê de tenê dengê "h" jê ketiye. Lê di kurmanciya Diyarbekirê de, yan jî di nav kurdîya zazakî de, dengek jê ketiye û dengek jî guheriye. Ango dengê "n" jê ketiye û dengê "b" jî guheriye bûye "m". Di encamê de bûye "Siyahmed". Lê wek min got, forma rastîn ya vî navî "Siyahbend" e. Wateya wî ya şeklî her çendî di wateya yê ku kincên reş li xwe dike de be jî lê esas wateya mecazî hîn girîngtir e. Wateya "Siyahbend" ya di vê çîroka gelêrî de ew e ku "Yê ku qedera wî reş e!" yan jî "yê ku tu xêrê ji xwe nabîne", ango "reşahiyê/siyahiyê ew bend kiriye/ ew pêçaye". Bêguman tê zanîn ku reş/siyah sembola qedera xirab e. Wekî ku kurd dibêjin, "Roşa reş" ango roja xirab.... Ji kek Enwer û hemî xwendevanên wî re silav û hurmet
Yanıtla (0) (0)Kak Lezgin, te jı nıvisarı sıpasıyek kırıye, belé heqe.Lé lı gor fıkra mın ji vıyabit sıpasıyek tıji evin u vıyan jı jı bo tebitın ku te ji bı wi zımané xwe yé şırin,edebi u pesih em dı derheqé wan peyvanda bı xweberkırin... Tı her hebi u herdem dı jıyana yét wek mın da bı bıye gıyané rewşa ke tıji evin u vıyan jı tevahıya mazlum u belengazén cihan...
Yanıtla (0) (0)